Kaynaklariyla Büyük Dua Mecmuasi

Artikelnummer: BH14179

Kategorie: Hadith - Sunnah

14,00 €

inkl. 7% USt., zzgl. Versand (standart)

sofort verfügbar (2 - 3 Werktage)
Beschreibung

KONU BASLIKLARI

    1- Dua ve Ehemmiyeti
    2- Abdest ve Namazla Alakali Dualar
    3- Belirli Zamanlarda Okunacak Dualar
    4- Günlük Hayatla Alakali Dualar
    5- Diger Bazi Mühim Dualar
    6- Esmâü?l-Hüsnâ ve Bu Isimlerle Dua Etmek
    7- Kur?ân-i Kerîm?de Geçen Dualar
    8- Salavat-i Serifeler ve Mâruf Dualar
    9- Risale-i Nur'dan Seçme Bazi Salavat ve Dualar

ÖNSÖZ

Bütün mevcûdâtta sebeb-i medih ve senâ olan kemâlât Allah?indir. Öyleyse, hamd dahi ona âittir. Ezelden ebede kadar, her kimden her kime karsi gelen ve gelecek bütün medh ü senâlar ona lâyiktir, ona âittir. Çünki sebeb-i medih olan ni?met ve ihsân ve kemâl ve cemâl ve medâr-i hamd olan her sey onundur.

Salât ü selâm, Allah?in ilminde olanlar sayisinca, Allah?in mülkü devam ettikçe devam edecek olan bir salât ile Efendimiz Muhammed?e, onun mübârek nesline, Ehl-i Beyt?ine ve ashâbina olsun.

Insanoglu hayati boyunca küçük-büyük pek çok musibete düçâr olmakta, kendi güç ve çabasiyla bunlarin çogundan kurtulamamaktadir. Bununla beraber sayamayacagimiz kadar istekleri var, ama bunlarin pek çogunu elde edememektedir.

Iste musibetlere karsi âciz, istek ve arzularimiza karsi da fakir olusumuz, onlari diledigimizce elde edemeyisimiz, ister istemez bizden daha güçlü, her seyi yapabilen, merhametli bir zâti, yani Rabbimizi aramaya bizi sevk etmektedir. Allah?a yönelip duâ ederek onun rahmet ve kudretine yönelmek, bizim fitratimizin bir hususiyetidir. Insan ekmege, suya muhtaç oldugu kadar Kadîr-i Mutlak?a yönelmeye, duâ etmeye de muhtaçtir.

Insan fitrati böyle oldugu gibi, Kur?ân-i Kerîm?de de, Allahü Teâlâ bizden, kendisine yönelmemizi ve duâ etmemizi istemekte, rahmet ve keremiyle bu duâlarimiza icâbet edecegini bildirmektedir.

Bu hususta Cenâb-i Hakk bizi Kur?ân-i Kerîm?de söyle tesvîk etmektedir:

?(Habîbim, yâ Muhammed!) Kullarim sana benden sorarsa sübhe yok ki ben (onlara) pek yakinim. Bana duâ ettiginde duâ edenin duâsina cevab veririm.? (Bakara, 186)

?De ki: Duâniz olmasa, Rabbim size ne diye deger versin?? (Furkân, 77)

?Rabbinize yalvara yalvara ve için için duâ edin!? (A?râf, 55)

Kur?ân-i Kerîm?i en güzel sekilde tatbik eden ve bize en güzel numûne olan Peygamberimiz (sav)?in ise hem sözlerinde, hem de hayatinin her safhasinda duânin vazgeçilmez bir yeri vardir.

Hayatinin her safhasi diyoruz, Çünki o, eve girerken, evden çikarken, bir ise baslarken, sabah olunca ve aksama erince, yemekten sonra, gece yatacagi zaman ve bunlar gibi günlük hayatinin her ânina duâyi yerlestirmis, ayni zamanda bütün ibâdetlerinde de duâyi esas tutmustur.

Meselâ, abdestte abdest duâlari, namazlarda ayri ayri çok sumûllü duâlar, hutbede, mescide girerken-çikarken, mübârek gecelerde, cenâze duâlari gibi ibâdete taalluk eden her durumda da duâ etmekten bir ân geri durmamistir.

Ayrica insanlarin duâya çok muhtaç olduklari hallerde, sikintilar, borçluluk ve hastalik gibi durumlarda da bizi maddeten ve ma?nen çok rahatlatacak duâlari ögretmistir.

Peygamberimiz (sav) bizi duâya su sözlerle tesvîk etmistir:
?Duâ ibâdettir.?
?Duâ ibâdetin özüdür.?
?Allah hayat veren ve çok cömerd olandir. Kendisine ellerini kaldiran kulunu hayal kirikligina ugratip, onun elini bos geri çevirmez.?
?Duâ, rahmetin anahtaridir.?
?Allah katinda duâdan daha kiymetli bir sey yoktur.?

Bunlar gibi daha birçok nebevî tesvikler kitapta mevcuttur.

Ayni zamanda kalblerimizi, ruhlarimizi her türlü mânevî kirlerden arindiracak ve onlari Rabbimize karsi tertemiz hâle getirecek yüzlerce duâ bu kitabin içinde mânevî hazineler misillü bizleri beklemektedir.

Îmânini tahkîki hâle getirmis bir mü?min, hiçbir sekilde duâdan mahrûm kalamaz. Çünki o kuvvetli îmân onu her ân Rabbine yönlendirecek ve asil huzuru ona için için yalvarmakta bulacaktir.

?Duâ bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semerâti uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise, o nevi duâ ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar gayeleri degil. Mesela yagmur namazi ve duâsi bir ibadettir. Yagmursuzluk o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o duâ yagmuru getirmek için degildir. Eger sirf o niyet ile olsa, o duâ, o ibadet halis olmadigindan kabule lâyik olmaz.?

Duânin muayyen bir vakti yoktur. Cenâb-i Hakk kendisinin hatirlanmasini isterken ?Onlar ki, ayakta dururken, otururken ve yanlari üzerine (yatar) iken Allah?i zikrederler? (Âl-i Imrân,191) buyurarak her durumda kendisinin anilmasini istemistir.

Duâyi hayatinin her safhasina yerlestiren bir ferd, Rabbimizin ?Siz beni (ibadetle) zikredin ki ben de sizi (rahmetimle) anayim? (Bakara, 152) âyetine mazhar olarak Rabbinin kendisini anmasini temin eder ki, iste bu, mü?min için muazzam ve vazgeçilemez bir ni?mettir.

Eger su fânî dünyada hâlâ günlük evrâd ve ezkârimiz yoksa, Rabbimizle husûsî, bas basa bir ânimiz olmuyorsa, o zaman kendimize bir çeki düzen vermeli, bu hâlimize tevbe-istigfâr ederek bu hâlden dönmeliyiz.

Tarihteki hak âsiklarina baktigimiz zaman, her birinin hayatinda duânin çok büyük bir yerinin oldugunu, bundan dolayi da Rablerine karsi sarsilmaz bir baglarinin bulundugunu, onlarin yapmis olduklari ve bir kismi kendilerine ait olan münâcâtlarindan çok net bir sekilde görmekteyiz.

Bizim de âhirette onlara bir nebze olsun yanasmak için çok mühim bir sermayemizin duâ oldugunu aklimizdan çikarmamamiz gerekmektedir. Bizim duâ noktasinda en mühim nazarimiz ise, duânin hem fiilî, hem kavlî oldugunu bilmek olmalidir. Yani duâda olmasi gereken, ilkönce esbab çerçevesinde bize düsen bütün isleri hakkiyla yapmak, bununla beraber onlari sözlü olarak da istemektir.

Kur?ân-i Kerîm?de peygamberlerin yaptiklari duâlara dikkat edersek hep fiilî olarak sebeplere riayet etmis ve o çalismalarinin içinde Allah?a yalvarmislardir.

Bir seyin yaratilmasi, bir istegin verilmesi, onunla alâkali sebeplerin meydana gelisinden sonra gerçeklesir. Allah?in âdeti bu sekildedir. Sebeplere müracaat etmek fiili bir duâdir.

Sebeplerin, hadisenin meydana gelisinde hiçbir tesirleri yoktur. Sebeplere yapismak demek, Allah?in âdetine uygun hareket etmek, muvaffakiyeti o yoldan istemek demektir.

Bu meyanda ?Ben böyle yaptim, onun için kazandik. Bu sebepler olmasaydi bu isler olmazdi. Bunlar oldugu için sunlar oldu? gibi sözler oldukça yanlis olur.

Âlemde bu ilahi âdeti gördükten sonra bize düsen is; kendi vazifemizle Allah?in vazifesini karistirmamaktir.

Bizim vazifemiz, yapilacak bir isin sartlarini, kâidelerini, vesilelerini bulmak ve elden geldigi kadar tatbik etmek, neticeyi ise Allah?a birakmaktir. Neticeyi vermek, vermemek, az vermek, çok vermek tamamen onun elindedir.

Elinizdeki kitap da hem fitratimizin icabi, hem de dinimizin emri olan duâlar hakkinda te?lîf edilmis bir kitaptir.

Bu duâ kitabinin içinde geçen rivâyetlerin ve iktibaslarin kaynaklarini göstermeye dikkat ettik. Hadisleri alirken mümkün mertebe basta Buhârî, Müslim olarak Kütüb-ü Sitte?deki rivâyetlerden istifâde ettik. Bununla birlikte Kütüb-ü Sitte?de olmayan bir kisim rivâyetleri ana kaynaklarindan aldik. Çok az da olsa ikinci derece kaynaklara da yer verdik.

Bütün bunlarla birlikte, gözümüzden kaçmis tesbît edilen hatâlar olursa bunlara nazar-i müsâmaha ile bakilmasini ve tarafimiza bildirilmesini muhterem okuyucularimizdan bekleriz.

Merkmale
Sprache:
Verlag:

Diese Website benutzt Cookies. Wenn Sie die Website weiter nutzen möchten, stimmen Sie der Verwendung von Cookies zu. Mehr Informationen

AKZEPTIEREN